1 yılı doldurmadan yeni bir yazı yazayım artık diyerek başlıyorum :)18 Ağustos 2011 Perşembe
Madrid, Barcelona, Valencia
1 yılı doldurmadan yeni bir yazı yazayım artık diyerek başlıyorum :)15 Eylül 2010 Çarşamba
Sanayide Egzos Taktırmanın En Keyifli Aktivite Olması?

29 Nisan 2010 Perşembe
Sürme Obsesyonu Volume III - Kapadokya'da Atv Turu ve Zavallı Ağaç
Bayramları tatillere dönüştüğünde severim. Bayramlar tatile dönüştüğünde gitmeyi daha çok severim :) Bu sefer gidiş rotası Kapadokya idi. Tarih ve mistisizm yüklü parkurlarda 3 gün ve kilometrelerce süren yürüyüş. Gitmeyi severim. Yürüyerek gitmeyi daha çok severim :)Havanın güzelliği -yağmursuz, açık, serin- verilmiş bir armağandı diye düşünüyorum. Bu kadar güzel geçeceğini tahmin etmemiştim. Ve doğaya karşı bu kadar dayanıklı olduğumu. Hiç bir detayı kaçırmamak için o kadar çok fotoğraf çektim ki, makinamla bütünleştim. Hem birbirimize yeni yeni alıştığımız için Kapadokya; tüm ayarlarını çözmek ve ona iyice aşina olmak için çok güzel denk geldi.
Başlıktan anlayacağınız gibi bisiklet sürme ve direksiyon derslerimi bir sentezle taçlandırma fırsatım oldu sevgili okurlar. İlk sefere rağmen hiç de fena değildim. Peri bacalarının arasında ve kızıl - toprak renkli yeşilli manzaranın tam içinde hız yapmak, doymadığım bir aktivite oldu. Keşke saatlerce sürseydi değil mi ya??
Geçirdiğim küçük kazanın mor izi bacağımda, aklım Kapadokya'nın dinginliğinde, bu bahar çok güzel geçsin :)
10 Mart 2010 Çarşamba
-Frenin altında yumurta varmış gibi düşün. -Çiğ mi haşlanmış mı?

On yılı aşkın süredir (tamı tamına 12) yıldır ehliyetim olmasına rağmen aktif kullanamıyorum. Arabam olmadığı için kullanmak zorunda da kalmadım ama içimde bir uktedir. Zaman zaman rüyamda görüyorum araba kullandığımı. Kendimi yüzerken gördüğüm gibi biri rahatlama sarıyor içimi.
Araba kullanmayı öğrenmek için ablama zaman zaman baskı yaptığım, beni çalıştırmadığı için küstüğüm filan olmuştur. Sonunda sevgilim beni direksiyon çalıştırmaya başladı, hem de kendi isteğiyle :)
Başlıktaki diyalog tamamen gerçektir :) Ani frenlerimden beyni sarsılan sevgilimin hafif fren yapmam için verdiği örnek alternatifleri; yumurtayı kırmadan veya kayısıyı pörtletmeden frene basmam yönündeydi. Yumurta örneği mantıksız geldi. Haşlanmış bile olsa soyulmuş değilse yine kabuğu kırılır ki ne kadar hafif basılırsa basılsın? Altındaki kayısıyı pörtletmeden frene basmak çok daha uygun geldi. Böylece sarsmadan fren yapmayı öğrenenebildim. Birazcık sağdan soldan mesafeleri, manevra yapmayı tecrübe ettim.
Bu arada fren yerine gaza basmak, içi koruma dolu bir aracın yanında (ben farketmedim bile!) adamlar işkillenene kadar kilitlenip kalmak, arkamdaki bir araca yol vermek için budanmış ağaç dallarının arasında arabayı durdurmak ve aslında yol verememiş olduğumu görmek (resmen çapraz durmuşum tek şerit yolda?) gibi faaliyetlerim de oldu, fakat tek çizik yok şimdilik :)
Havalar ısınsın bisiklet sürmeyi öğrenme maceralarıma geri döneceğim. Her şeyi yarım yarım öğrenmek ne kötü yahu?
24 Şubat 2010 Çarşamba
Homeopati

Homeopati'den 3 yıl kadar önce, bu konuda ders almaya başlayan terapist bir arkadaşım sayesinde haberdar oldum. Geçtiğimiz hafta, Amerika'da yaşayan bu arkadaşım bir süreliğine Türkiye'ye geldi ve beraber 1,5 saatlik bir seans gerçekleştirdik.
Homeopati çok yüzeysel bir tanımla, kişiyi psikolojik ve fiziksel tüm yönleriyle ele alarak, yan etkisi olmayan doğal ilaçlarla tedavi eden bir disiplin. Homeopati vücudun kendi kendini iyileştirme yeteneği olduğuna inanıp bunu doğal bir tedaviyle ortaya çıkarır. Fiziksel hastalıkların temelinde yatan hem fiziksel hem psikolojik nedenleri tespit edip hem fiziksel hem psikolojik rahatsızlıkları tedavi eder.
Homeopati seansı doktor ve terapist görüşmesinin bileşimi gibi bir deneyim. Aklımda kaldığı kadarıyla seansta üzerinde durulan konular şöyle:
- Sağlık geçmişim. Çocukluktan itibaren geçirilen tüm hastalıklar. Aşılara tepki verilmiş mi, alerji var mı, hangi hastalıklar geçirilmiş, ilaçla mı tedavi olmuş?
- Ailenin sağlık geçmişi. Anne babanın geçirdiği hastalıklar. Büyükanne büyükbabanın sağlık sorunları. Vefat ettilerse nedeni.
- Libido seviyesi.
- Genel modla ilgili sorular. Enerji seviyesi günün hangi saatinde daha fazla? Uyku düzeni normal mi? Rüyalar hatırlanıyor mu? Açık hava mı kapalı yerler mi seviliyor? Güneşli mi yağmurlu havalar mı seviliyor? Kuru havalar mı nemli havalar mı seviliyor? gibi. Sevilen renkler hangileri? Mutlu ve mutsuz eden şeyler neler?
- Yeme alışkanlıkları. Ağırlıklı olarak neyle besleniliyor? Ara sıra aşerdiğin yiyecek var mı? Nefret ettiğin yiyecek var mı?
- Sonra psikolojik konular. Hangi durumlarda mutsuz hissediyorum, neden? vb.
İyi geldiği rahatsızlıklar, örnek olarak birkaçını buraya copy-paste yapıyorum; kaygı ve panik atak, mutsuzluk, depresyon, uykusuzluk, öfke patlamaları, sebebi bilinmeyen korkular, mevsim değişikliklerine karşı hassasiyet... Açıklanamayan ağrılar, tansiyon, eklem rahatsızlıkları, cilt problemleri, menapoz, adet düzensizlikleri, astım, mide-bağırsak rahatsızlıkları, kabızlık... gibi kendini bedensel düzeyde ortaya çıkaran rahatsızlıklar.
Daha önce terapiye gitmedim, ve hemen hemen her şeyimi bilen birisine bunları tekrar anlatmak garip geldi biraz :) Fakat beni rahatsız eden bazı fiziksel sorunlardan ve duygusal patlamalardan kurtulma düşüncesi hoşuma gitti :) Bakalım tedavi işe yarayacak mı?
11 Ocak 2010 Pazartesi
Ankara Ankara Güzel Ankara :)

Doğumundan 23 yaşına kadar Ankara'da yaşamış biri olarak Ankara'yı çok severim. "Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a dönüşü ehuehuehu" diyen İstanbullulara "Ankara güzel de deniz yok :(((" diye ağlak ağlak konuşan İzmirlilere kıl olurum. Türkiye'nin ortasında karasal iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyada deniz olması gerekliliğini nerden çıkarıyorsunuz kuzum?! Üniversitede fazlasıyla karşılaştığım bu insan tipine aşk ve seyahat diliyorum. (bu da sktir git demenin kibarcası yeni öğrendim pek hoşuma gitti:)) Gidin kendi şehrinizde okuyun üniversitenizi o halde.. Ne kin biriktirmişim arkadaş, bir anda hepsini kustum :P
Bu haftasonu Ankara'daydım muhterem okuyucularım. Pek sık gidemiyorum ama ne zaman gitsem uzun süredir (yıllaar yıllar boyu) gitmemiş gibi hissediyorum. Halbuki şirketle beraber Anıtkabir gezisine gideli 1 yıl olmadı. Sanırım Ankara'da her zamanki ritüellerimi gerçekleştirmeden oraya gitmiş gibi hissetmiyorum.
Cuma öğleden sonra başlayıp pazar akşamüstüne kadar süren seyahatimiz pek verimli geçti. Sevgilimle 2. kez uzun yola çıkmanın yanı sıra, uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla akşam yemeği yeme ve müstakbel eşiyle tanışma, Ankara Kalesi'nin burçlarına çıkma, Çengelhan'da Rahmi Koç Müzesi'ndeki Henry Kupjack'ın Minyatür Odalar sergisini gezme, Oltu cağ kebabı yeme, Berceste'de mola verme, Cafe des Cafes'de biraz vakit geçirme, sevgiliyle bir BMW'ye nazar değdirip tamponunun kopup gitmesine sebep olma, canım okulum Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusu'nu ziyaret etme ve ağaçların arasında dolaşma gibi kel alaka aktivitelerimiz oldu.
Gezinin enn sevdiğim kısmı Beytepe Kampusu kısmıydı. Nizamiyeden girer girmez gözlerim yaşardı. 11 yıl önce mezun olduğum, 4 yılımı geçirdiğim fakat üzerimdeki etkisi hayatımın sonuna kadar sürecek olan okulum... Herkes çok değişmiş olduğunu söylüyordu bir sürü yeni binalar yeni imkanlar vs. Ben çok değişmemiş gördüm ve hoşuma da gitti. Her şey de değişmesin bazı şeyler aynı kalsın isterim. Çocukluğumu geçirdiğim mahalle ve Beytepe gibi.
Sevgilimle seyahat etmeyi de seviyorum uzun yola gitmeyi sevdiğim gibi, bu da hoşuma gitti çok. Keşki kar yağıyor olsaydı ama o da başka sefere artık.
9 Aralık 2009 Çarşamba
Kız buluşmaları forever :)

Kendi hemcinsleriyle çeşitli sebeplerle (haset, kıskançlık, yüzeysellik vb...) çok iyi anlaşamayıp erkeklerle daha rahat konekşın (?) kurduğunu ileri süren kadınlardan olmadım hiç. Nasıl daha iyi anlaşıyorlar bilmiyorum ki! Futbol hastası olmak, sürekli meme göt muhabbeti yapmak, duygulardan vs. hiç bahsetmemek bunun için gerekli altyapı olabilir belki? Evet süpper yüzeysel yaklaştım farkındayım. Ama kız muhabbetlerini hiçbir şeye değişmem!
Bu haftasonu eski işyerimden arkadaşım demek hafif kalıyor, çok sevdiğim kız arkadaş grubumla buluşacağım. Bir yenidoğan :)(twilight etkisi) vesilesiyle buluşacağız. Herkes artık farklı yerlerde ve kıtalarda çalışıp ikamet ettiği için çok sık biraraya gelemiyoruz, fakat her seferinde birkaçımızın hayatında köklü değişiklikler olmuş oluyor. Son havadisleri almak güzel olacak :)
Bu cumartesi maraton şeklinde beni bekliyor, yukarıdaki programa ilaveten en değerlilerimden birinin doğumgünü yemeği, sevdiğim başka bir tanesinin evlilik kutlaması var. Oradan da çıkınca belki İstanbul Tango okulunun yıldönümü kutlamasına geçer dans ederim, sabaha kadar sürecek nasıl olsa :) Geçen haftasonu yalnız ve mutsuz hissediyordum, bu hafta acısını fazlasıyla çıkaracağım gibi görünüyor :)
11 Eylül 2009 Cuma
Rüyada Madonna Görmek

Google'da arama yaparken yukarıda da resmini gördüğünüz bu kitaba rastladım. Bir de şu siteye: Madonna Dreams. Yalnız değilmişim :)
25 Ağustos 2009 Salı
Dırdır Etmeden ve Biriktirip Patlamadan Kendini İfade Edebilme Sanatı

Şu an bu sanat dalında usta birisinden ders almaya ihtiyacım var kesinlikle!
Her konuyu ıncık cıncık atomlarına kadar analiz eden birisinin isteklerini neden - sonuç ilişkisi kurmadan, tüm detay ve olasılıklarıyla ele almadan ve her şeyi dünyaalar kadar önemli hale getirmeden sadelikle ve krize yol açmadan ifade etmesi ve sorunları çözmesi mümkün müdür? Bunu da uyumlu karakterini pasiflik sınırlarına itmeden yapması gerekiyor tabii.
İletişim zor iş.. Gittikçe de zorlaşıyor!
28 Temmuz 2009 Salı
BBBK (Bisiklete Binmeyi Bilmeyenler Kulübü)
23 Haziran 2009 Salı
Gossip Girl Milongada :)
Geçen yıl bir iki kere niyetlenip havanın kapalı olması veya başka bir program çıkması gibi nedenlerle gidememiştim. Bir çarşamba akşamı yanımda da en sevdiğim kırmızı dans ayakkabılarım var, haydi Hilton'a milongaya gidelim diye partnerimi gaza getirdim.
İlk defa bir milongada dansedesim gelmedi. Katılımcıların dans kalitesinin çok düşük olmasının yanı sıra (olabilir normal) ses sistemi cızırtılı, dj şarkı seçerken mouse seslerini duyuyoruz, ses kirliliği had safhada. Bir saat takılıp şaraplarımızı içip kalktık. Tango hayatımda hiç dansetmediğim bir milongaya katıldım ilk kez, müteessirim :P Bir daha gideceğimi hiç sanmıyorum o milongaya. Point'in nezih ortamını ve Tangojean'in sıcaklığını şimdiye kadar tutturabilen bir milongaya rastlamadım İstanbul'da.
4 Şubat 2009 Çarşamba
Tango DJ'liği zor zenaat mirim.

28 Ocak 2009 Çarşamba
Sıra Dışı Yaşam Becerileri?
Başka şehirde yaşayan annem ve babam, her yıl bir kereliğine İstanbul'a geliyorlar ve bizde birkaç hafta geçiriyorlar. Aile saadetini ve o rahatlığı özlemiş olduğumuzdan, çocukluğumuza dönüyoruz bir süreliğine. İşten eve geldiğimizde anneciğim yemek hazırlamış, babacığım alışveriş yapmış... Çamaşırlar yıkanıyor, evdeki küçük tefek tadilatlar yapılıyor vs. Evde bir bayram havası anlayacağınız :)Dün akşam, evde Türk dizisi izleniyordu sıkıldım, elimde sürükleyici kitap da yok. Ulusal Kalite Kongresi'nde dağıtılan Sıra Dışı Yaşam Becerileri kitabı gözüme ilişti, okumaya başladım. Beni tanıyanlar bilirler (ne kadar beylik bir laf bu da) kişisel gelişim kitaplarına ve gurulara antipatim var. Böyle hayatı çözdüm bitirdim ben sonsuz bir huzur içinde yaşıyorum yüz ifadeleri itici ve sahte geliyor. Gerçek huzuru bulmuş guruları tenzih ederim :D
Yavaş Yavaş Ölürler
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar
Pablo Neruda
26 Ocak 2009 Pazartesi
Tango ile dolu bir hafta sonu

Cumartesi günü, ilk ders almaya başladığım Tangojean dışında ilk kez bir gösteriye çıktım. Balıklı Rum Hastanesi Geriatri Servisi'nde. Burada annesi tedavi gören çok tatlı bir kadın sayesinde gösteri planlandı. Üzüntü duyduk orada kalan insanların durumlarına. Kimi alzheimer, kimi felçli, yatağa bağımlı insanlar... Kendi başımıza gelmez zannediyoruz ama her an biz veya yakınlarımız bakıma muhtaç hale gelebiliriz. Bunu da aklımızın bir kenarında tutmamız gerekiyor bence, her şeyi kendimize dert ederken.
Gösteride, 3 parçada dansettik, bir tango, bir vals bir de Türkçe tango. İzleyicilerin çok hoşuna gitti, bir haftadır bunu bekliyorlarmış heyecanla. Monoton hayatlarına en ufak bir değişiklik bile renk getirebiliyor demek ki. Bu vesile ile, 90 yaşında, gençliğinde çok iyi danseden bir beyefendi ile de dansetme imkanım oldu. Tekrar gelin dilekleriyle uğurladılar bizi, hayatlarına en ufak bir renk katabildiysek ne mutlu bize :)
Cumartesi akşam ise, Dalyan Club'a milongaya gittik. Burada her cuma Tango Encuentro dans okulunun düzenlediği workshop ve milonga yapılıyor. Bu haftasonu, dünyaca ünlü tango ustaları Sebastian Arce ve Mariana Montes'in workshop ve gösterileri vardı. Workshop'larına katılamadım ama, milongaya katıldım ve kendilerini canlı izledim, çok güzel bir deneyimdi. O akşam çok kalabalık olmasına ve kısıtlı alanlarda dans edebilmemize rağmen uzun süredir en keyifle dansettiğim milonga oldu.
Pazar günü ise daha önemli bir işim çıkmadığı sürece her pazar katıldığım İstanbul Tango'nun pratiğine katıldım. Yine yeni birşeyler öğrendim ve dansımda düzeltilecek detaylar çıktı. Bedenim yorgun ama stresten arınmış bir şekilde yeni bir haftaya başladım. Bu tango öğrenme macerası hiç bitmeyecek sanırım :)
